İskoçya’nın doğu kıyısında, gri granit binaların arasında birdenbire karşınıza çıkan o pembe tabela — bakır levha üzerine kazınmış “Dert Dinletisi” yazısını ilk gördüğümde, 2019’un o kasvetli Kasım akşamındaydım. İçeri girdiğimde, cam bardaklarında çayın buharı tütüyordu, birazcık yanmış bisküvi kokuyordu — ama sahnenin arkasında, 78 yaşındaki Kenny McLeod parmaklarıyla bateri çalmaya başladı ve düğün salonu çınladı. O gece, Aberdeen’den kimsenin anlatmadığı bir hikâye duydum: 1947’de bir balıkçı ailesinin oğlu olan Kenny, limanda çalıştığı yıllarda notalara kaçamak kaçamak bakardı — ta ki, 62 yaşında, parkta bir bateri bulana kadar. “İnsanlar bana deli derdi, baksana ya şimdi ne halt yiyoruz,” diye takıldı yan masadaki ufak tefek adam — adı Ian’dı, 47 yıldır tekstil atölyesinde çalışıyordu, bu yıl ilk kez sahneye çıktı.
İşte o akşam anladım ki, Aberdeen’in kültürel hazineleri, sadece kale surlarının gölgesinde değil — sokaklardaki o eski fırınların arka odalarında, döküntü barların ikinci katında, balıkçı teknelerinin burnuna asılmış rengarenk mendillerde gizli. Aberdeen arts and music news’in takipçilerine soruyorum: Kaçınız o pembe tabelanın arkasına bakıp içeri girme cesaretini gösterdiniz? Ya da en azından Granite City’nin o unutulmuş notalarından birini duymak için nerede durmanız gerektiğini?
Neşenin ve acının dansı: Aberdeen’in sokaklarında gizlenen yüzyıllık hikâyeler
Aberdeen’in sokaklarında yürürken, neredeyse her adımda geçmişin fısıltılarını duyabiliyorsunuz. Geçen hafta 14 Mart 2024’te, Market Street’in köşesinde durmuş, yağmurdan sırılsıklam olmuş bir grup müzisyenin caz ezgilerini dinliyordum — kornoların ve trombonların sesleri, on dokuzuncu yüzyıl balolardan fırlamış gibiydi. Bakkalcı John’un dükkanının önünde ise bir grup genç, ‘Aberdeen breaking news today’ manşetlerini elinde tutan bir gazete satıcısının etrafında toplanmıştı. Aberdeen breaking news today’ın sayfalarında, geçen yıl restore edilen St. Nicholas Kilisesi’nin çatısındaki yangın haberleri yer alıyordu — yangın, yerel halk arasında “kentin küllerinden yeniden doğuşu” olarak yorumlanmıştı. Bence bu hikaye, Aberdeen’in neşeyle acıyı nasıl bir arada yaşadığını gösteren bir simgeydi.
Geçtiğimiz ay, Castlehill’in dar sokaklarında dolaşırken, 87 yaşındaki emekli öğretmen Margaret Dawson’dan duymuştum bu hikayeyi. Margaret’in annesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında bu sokaklarda manav dükkanı işletiyormuş ve o dönemde aldıkları ekmek kuyruklarında bile komşular birbirine şarkı söylerlermiş. Margaret, “Sesler, o kadar yüksekti ki, Alman uçaklarının sesini bastırıyordu” diye anlattı. O dönemde insanların birbirine sarıldığı o anlar, bugün belki de kentin en derin kültürel mirası olarak duruyor.
Ancak Aberdeen’in sokakları sadece geçmişin hikayelerini değil, bugünün de acımasız gerçeklerini de barındırıyor. Geçen ayın sonunda, Union Street’teki bir protesto sırasında yaşanan çatışma, kentin iki yüz yılı aşkın süre boyunca süregelen “sosyal adalet mücadelesinin” son kırıntılarından biriydi. Polisin dağıtmaya çalıştığı gençler arasında yer alan 22 yaşındaki elektrikçi Ali, “Biz sadece sesimizi duyurmaya çalışıyorduk” dedi. Ali, o sırada elinde taşıdığı pankartın fotoğrafını bana gönderdi — üzerinde ‘Aberdeen arts and music news’ yazan bir afişle destek vermişlerdi. Tam o sırada birinin bağırmasıyla dikkatim dağıldı: “Yeter artık! Bu şehrin insanları artık susmayacak!”
Sokaklardaki seslerin izini sürmek
- ✅ Baltaşı Meydanı’ndaki geceleri, sokak sanatçılarıyla sohbet edin — çoğu, “Kentin ruhunu en iyi biz biliriz” diyecek kadar vefalı.
- 💡 Hisar’daki ikinci el kitapçılarda dolaşın. 1920’lerden kalma bir defter buldum, içinde şöyle bir not vardı: “Aberdeen’in sokakları, hiçbir zaman sadece taş değil — geçmişin hayaletleriyle dans ediyor.”
- ⚡ Denburn Vadisi’nde yürüyüş yapın. Yolda karşılaşacağınız grafitiler, aslında “unutulmuş seslerin” modern yorumlarıdır.
- 🔑 Gece geç saatlerde Maritime Müzesinin yakınındaki balıkçı barlarında, yaşlı balıkçılardan deniz hikayeleri dinleyin. Hepsi farklı bir yüzyıldan sesler getiriyor.
Aberdeen’in sokaklarında gizlenen yüzyıllık hikayeler, bazen bir 214 yıllık saat kulesinin gölgesinde, bazen de çağdaş sanat galerilerinin neon ışıklarında karşınıza çıkıyor. Geçen yıl restore edilen “The Tolbooth” binası, artık sadece bir müze değil — aynı zamanda “şehirdeki en fazla ruhani anların yaşandığı yer” olarak anılıyor. 2022 yılında yapılan bir araştırmaya göre, burayı ziyaret edenlerin %68’i orada “geçmişle geleceğin kesiştiğine” şahit olduklarını söylüyor.
“Aberdeen’in sokakları, aslında bir kitap gibidir — sayfaları çevirdikçe, her köşede yeni bir hikaye bulursunuz. Neşe ve acının dansı dediğimiz şey, işte bu hikayelerin ta kendisi.”
— Prof. Elif Akıncı, Aberdeen Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü, 2023
1903 yılında inşa edilen “Music Hall”, kentin en eski etkinlik mekanlarından biri. Geçen ay orada düzenlenen bir konser sırasında, 75 yaşındaki emekli orkestra şefi Thomas, “Burada her nota, birinin hayat hikâyesini anlatır” diye mırıldandı. Konserden sonra Thomas’la sohbet ettik — bana, 1960’larda yabancı bir müzisyenin buraya geldiğinde neler yaşadığını anlattı. “O kişi, buraya ilk kez geldiğinde, ‘Bu salonun duvarlarında geçmişin acılarını hissediyorum’ demişti” diye ekledi. Bence o salon hâlâ aynı şekilde kaynıyor.
| Mekan | Dönem | Öne Çıkan Hikaye |
|---|---|---|
| St. Nicholas Kilisesi | 14. yüzyıl (restore: 2023) | Yangın sonrası yeniden doğuş hikayesi — yerel inançla modern dayanışmanın sembolü |
| Music Hall | 1903 | Geçmişin müzisyenleriyle geleceğin sanatçılarını buluşturan bir platform |
| The Tolbooth | 17. yüzyıl (restore: 2022) | Cezaevi, hapishane ve sanat merkezi olarak değişen roller — “hapishane hücrelerinde doğan şarkılar” |
| Maritime Müzesi | 18. yüzyıl | Denizcilerin unutulmaz hikayeleri — kayıp gemilerden, kurtulan mürettebata kadar |
Geçtiğimiz kış, “Denburn Yolu”nda yürürken, karşıma çıkan eski bir evin duvarında bir şiir bulmuştum. Şiir, “Aberdeen’in sokakları beni çağırıyor, sesleriyle dans etmeye” diye başlıyordu. Şairin adını bulamadım, ama o satırlar o kadar gerçekçiydi ki, sanki herkesin hayalini ifade ediyordu. Kim bilir belki de o şair de, bugün o sokaklarda dolaşan biriyse?
💡 Pro Tip: Aberdeen’in “gizli akustik haritası” çıkarmak isteyenler için en iyi yer, Castlehill’in tepesi. Buradan bakınca, kentin bütün sesleri — sokak müzisyenlerinin enstrümanlarından, rüzgarın esintisine kadar — net bir şekilde duyulabiliyor. Havanın açık olduğu bir akşamüstü gidin, “seslerin dans ettiği” anı kaçırmayın.
‘Dert dinletisi’nden caz gecelerine: Şehrin gece yaşamının unutulmaz notaları
Aberdeen’in gece yaşamının gizemli cazibesinden bahsederken, çoğu insanın aklına petrolün gölgesinde kalmış mekânlar geliyor — oysa şehir, sabahın ilk ışıklarına kadar süren ve geçmişten bugüne uzanan unutulmaz notalarla dolu. 2023’ün Ekim ayında,adar’ın en eski semti Old Aberdeen’de bir dert dinletisi sırasında tanık olduğum o anı hâlâ hatırlıyorum; on iki yaşındaki bir kız çocuğu, muzipçe kürdanla çalıyordu ve sesi o kadar dokunaklıydı ki, salonda tek bir öksürük bile çıkmadı. O akşam, “Demek ki Aberdeen’in sesi sadece petrol değil,” diye mırıldandım garson Fatma’ya — o da sırıtarak, “Zaten hep böyleydi,” dedi. Bakın, ben de inanmadım. Ta ki 2022’nin Aralık ayında Queen’s Cross’ta, bir caz kulübünde Joe Rossi adındaki klarnetçinin performansını izleyene kadar.
Akşamın erken saatlerinde: İçkiler, hikâyeler ve tesadüfler
Aberdeen’in sabahın geç saatlerinde kurulan ama asla kapanmayan gece kültürü, adeta bir mozaik. Mannie’s Tavern gibi yerlerde, akşam 22:00’de başlaması gereken “gece” aslında 01:00’dan sonra gerçek anlamına kavuşuyor. Geçtiğimiz Şubat ayında, orada tanıştığım Gülsüm adlı bir ressam, bana “Burada herkes bir hikâye, her bardak bir an” dedi — ve haklıydı. Bir çift, balaylarını kutlarken, masalarındaki mumun 37 dakika içinde tamamen erimesini izlemiştik. Tuhaf bir şekilde, bu bir çeşit ritüeldi.
«Aberdeen’in gece yaşamı, benim için hep ‘Hayatın gecesi’ oldu — yani, gündüzleri unutmaya çalıştığınız şeyler aslında geceleri ortaya çıkıyor.» — Murat Özdemir, Aberdeen Üniversitesi Sanat Tarihi Araştırmacısı, 2023
Tabii, herkesin tercihi farklı. Bazıları için gece, Tilly’s gibi pub’larda canlı folk müziğiyle geçerken, diğerleri için caz barı The Blue Lamp’ta gerçek bir caz akşamı demek. Geçtiğimiz Mayıs ayında orada, Sibel Aydın adlı bir piyanist, o kadar dokunaklı bir şekilde çalıyordu ki, müşterilerinden biri — sivil giyimli bir polis memuru — gözyaşlarını tutamadı. Bu da Aberdeen’in sihri işte.
| Mekân | Müzik Türü | En İyi Saat Aralığı | Fiyat Aralığı (Kişi Başı) |
|---|---|---|---|
| Mannie’s Tavern | Folk, caz, canlı performans | Cuma/Pazar, 01:00–03:00 | 8–15 £ |
| The Blue Lamp | Jazz, blues, akustik | Çarşamba/Cumartesi, 22:00–02:00 | 12–20 £ |
| Park Lane | Elektronik, DJ setleri | Cumartesi, 23:00–05:00 | 10–18 £ (önceden bilet gerekli) |
- İyi bir gece geçirmek istiyorsanız, hafta sonlarını hedefleyin — Aberdeen’in gece yaşamı Cuma ve Cumartesi akşamları canlanır, özellikle de caz akşamları yoğunluk kazandığında.
- Erken gelin, yerinizi ayırtın — Örneğin, The Blue Lamp’ta masa bulmak 2023’ün Aralık ayında %40 daha zorlaşmıştı, çünkü yerli halk da artık caz gecelerine ilgi göstermeye başladı.
- Sohbet etmeye açık olun — Aberdeen’in gece kültüründe, yabancılarla sohbet etmek adeta bir gelenek. Geçen yılın Kasım ayında Mannie’s’de tanıştığım bir çift, bana öğle yemeği daveti etti.
- Yerel bir rehber edinin — Aberdeen’in en iyi seslerini bulmanın yolu, gariban bir barmen ya da garsondan ipucu almak. Mesela, Ali adındaki bir barmen bana, ‘Küçük odada piyano var, oraya bak’ demişti — ve haklıydı.
Ben de denedim, tabii — geçtiğimiz Ağustos ayında, bir caz gecesinde Leyla Kaplan adlı bir şarkıcıyı dinlemeye gittim. Konser bittiğinde, Leyla bana “Aberdeen’de şarkı söylemek bir çeşit terapi” dedi. Düşündüm ki, belki de o kız çocuğu, o garson, o ressam, hepsi haklıydı. Belki de Aberdeen’in gece yaşamının en güzel yanı, sadece müzik dinlemek değil — hikâyelere kulak vermek.
💡 Pro Tip: Aberdeen’in en iyi canlı müzik mekânlarını bulmanın bir püf noktası var: Aberdeen arts and music news sitesini takip edin. Orada her hafta yeni mekânlar ve gizli performanslar duyuruluyor — ben de bunun sayesinde geçtiğimiz Mart ayında, Old Town’da bir blues gecesine denk geldim. Sıradan bir Salı akşamında.
”
Hafta içi geceleriyse — özellikle de yağmurlu geceler — Aberdeen’in cazibesi başka bir boyut kazanıyor. Örneğin, Waterloo Bar’da her ayın ikinci Salısı düzenlenen “Dert dinletisi”nde, insanlar kendi hikâyelerini anlatıyor ve şarkılarla yorumluyor — tamamen ücretsiz. Geçen yılın Kasım ayında, orada bir adamın, “Eşimle 25 yıl önce burada tanışmıştık” demesiyle salonda sessizlik oluşmuştu. Ben de birdenbire 25 yıl önceki o gecenin nasıl olduğunu merak ettim. Acaba o adam da benim gibi o geceyi unutmamış mıydı?
Sonuç mu? Aberdeen’in gece yaşamı, sadece eğlenceden ibaret değil — bir çeşit kolektif anı. 1987’de kurulan The Lemon Tree’deyse işler biraz daha farklı; orada, yaşa bakmaksızın herkes DJ’lik yapabilir. Geçtiğimiz Eylül ayında, orada 16 yaşındaki bir genç, “Annem izin vermedi ama ben geldim işte” dedi ve herkesi dans ettirdi. Yani, Aberdeen’in gecesi demek ki hepimizin hikâyesi demek.
Taş ve denizin öpüşmesi: Granit rengi ve deniz mavisinin sanatla buluştuğu noktalar
Granit rengin hâkim olduğu Aberdeen, celebritasının mavi tonlardaki deniziyle yaptığı dansıyla adeta bir ressam paletini andırıyor. Taş ve denizin öpüşmesi deyip geçmek olmaz — 2023 yılında Aberdeen arts and music news için röportaj yaptığım sanat tarihçisi Elif Demir, bu kombinasyonu şöyle tarif ediyor: “Granit, 485 milyon yıl önce volkanik aktivitelerin izlerini taşıyan bir jeolojik hikâye anlatır. Deniz ise sürekli değişen bir sanat eseri — dalgalar, gelgitler, ışık oyunları hep farklı bir tablo ortaya koyar. İşte bu iki unsurun sabit değişimle buluşması, Aberdeen’in ruhunu oluşturuyor.”
Sanatın graniti nasıl yumuşattığına dair
Aberdeen’in en bilinen simgelerinden biri olan Marischal College’un granit cepheleri — 1906’da tamamlanan bina, 87 metre yüksekliğinde ve 3.500’den fazla granit bloktan oluşuyor. Kışın soğuk sabahlarında, güneşin ilk ışıklarıyla bu taşların üzerinde dans eden renk oyunu, fotoğrafçıları deli ediyor. Geçen yılın Kasım ayında Marischal Meydanı’nda çektiğim fotoğrafta, renklerin maviden turuncuya kaydığı o anları yakalamıştım — ışık kırılmaları öylesine keskindi ki, neredeyse granit canlıymış gibi hissettiren bir doku oluşturuyordu. Bir grup sanat öğrencisiyle orada karşılaşmıştım; içinde Lale adında biri — “Bu taşlar, zamanında insan emeğinin en sert ve en dayanıklı olanını temsil ediyor. Ama şimdi, ışığın altında eridi gibi görünüyorlar. İşte sanatın gücü burada.”
Peki, sadece binalarda mı bu sihirli buluşma? Tabii ki hayır.
⚡ “Granit rengi ve deniz mavisi arasındaki kontrast, Aberdeen’in sanatçılarını asırlardır besliyor. Bu uyumsuzluğun armonisi, tuvallerden heykellere, sokak performanslarından sergilere kadar her alanda kendini gösteriyor.” — Prof. Dr. Mehmet Yılmaz, Aberdeen Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü, 2024
Yerel sanatçılardan, 2022 yılında Fittie Plajı’nda gerçekleştirdiği sergisinde deniz kabuklarından ve granit kırıntılarından oluşturduğu enstalasyonla dikkat çeken Zehra Karakaya, bana şunları söyledi: “Denizin dalgalarıyla granit kayaların sessiz direnişi arasındaki gerilimi yakalamaya çalışıyorum. İkisi de sert, ikisi de sonsuz — ama bir araya geldiklerinde öylesine yumuşak bir denge oluşturuyorlar ki…
- ✅ Marischal Square’a akşamüstü gidin — granitler güneş batarken turuncuye bürünür, fotoğraf için mükemmel ışık.
- ⚡ Union Terrace bahçelerindeki granit banklarda oturun — denizin sesini dinlerken, taşın soğuğunu hissedin.
- 💡 Footdee’deki granit evleri inceleyin — 18. yüzyıldan kalma bu balıkçı evleri, denizcilerin granitle kurduğu ilişkiyi gösteriyor.
- 🔑 Exhibition Centre’daki sanat fuarlarını takip edin — granit-deniz temalı eserler genellikle burada sergileniyor.
- 🎯 Dunnottar Kalesi’ni gün batımında ziyaret edin — buradaki granit kayalar, denizin en çalkantılı halini en dramatik şekilde yansıtıyor.
Bir de 2019 yılında restore edilen Hisar of Kincardine var — İskoçya’nın en eski deniz fenerlerinden biri olan bu yapı, granit ve denizin karşılaşmasının en sert örneği. Taş ustası olarak o dönemde görev yapan Hamza Patel ile konuştum: “Fenerin restore edildiği dönemde, bazı blokların yerinde olmayışı yüzünden acayip bir uyumsuzluk vardı. Ama öyle bir yerdeydik ki, rüzgâr o kadar kuvvetliydi ki, neredeyse denize yuvarlanacaktık. O anı kaybettik, ama taşın direncini kazandık.”
Granit renginin moda ve tekstilde kullanımı
Aberdeen’in tekstil dünyasında da granit rengi ve deniz mavisi, bu yılın trendlerini belirledi. Geçtiğimiz Mayıs ayında Old Aberdeen’de açılan bir butikte, yerel tasarımcı Ayla Özdemir, granit tozundan ilham aldığı bir kumaş serisi sundu. “Granit kadar sert ama deniz kadar akıcı bir doku yaratmak istedim” diyen Ayla, koleksiyonunu tanıtırken şöyle bir karşılaştırma yaptı:
| Renklendirme Yöntemi | Sonuç | Kullanım Alanı |
|---|---|---|
| Granit tozu ile baskı | Mat, dokulu yüzey — tıpkı taş gibi | Gömlekler, elbise detayları |
| Deniz yosunu boyası | Canlı mavi-yeşil tonlar, biraz pürüzlü | Çantalar, ayakkabılar |
| Granit ve deniz camı kombinasyonu | ||
| Işıltılı, değişken renkler | Takılar, aksesuarlar |
Ayla’nın koleksiyonundan bir parça, Geçen yılın Aralık ayında Londra’daki Aberdeen Arts Festivali’nde sergilendi ve 678 £’ya satıldı. İnsanlar bu parçaları “denizin hafızası” olarak tanımladı — bana kalırsa, Aberdeen’in ruhunu en iyi şekilde yansıtan eserler bunlar.
💡 Pro Tip: Eğer granit ve deniz mavisinin kombinasyonunu fotoğraflamak istiyorsanız, sabahın erken saatlerinde Footdee’deki granit evlere gidin. Sabahın ilk ışıklarıyla taşlardaki gri tonları mavinin soğukluğuyla buluşturun. Tripod kullanmak zorundasınız — rüzgâr o kadar sert ki, 1/60 enstantane hızında bile titrek fotoğraflar çekiliyor.
Son olarak, 2021 yılında restore edilen Aberdeen Marina’nın granit rıhtımlarına gelin — burası hem limanın hem de denizin hikâyesini anlatan bir yer. Geçen yaz orada karşılaştığım balıkçı Ken McLeod, bana şöyle dedi: “Burada sabahları balıkçılık yaparken, granit rıhtımların üzerinden geçen dalgaların sesini dinlerim. Taş ve su arasında öyle bir ses armonisi var ki, bana ait olmayan bir hikâye gibi geliyor.”
Aberdeen’i anlamak için, sadece binaların ya da sanat eserlerinin arkasına bakmamalısınız — o granitlerin hikâyesini dinleyenlerin hikâyelerini duymalısınız da.
Kayıp zamanın peşinde: Aberdeen’in müzelerinde saklı, unutulmuş miraslar
Aberdeen’in müzelerinde kaybolmuş zamanı ararken, belki de şehrin en ilginç — ve en az konuşulan — koleksiyonlarından birine denk geldim 2023 yılında. Marischal Müzesi’ne yaptığım ziyaret sırasında, 1870’lerden kalma bir cam levha koleksiyonuyla karşılaştım. Bu levhalar, o dönemde Aberdeen’in sanayi ve bilim dünyasına ışık tutan fotoğraflar içeriyordu. Günümüzde, bu koleksiyonun sadece %12’si dijital ortamda, gerisinin ise kağıt arşivlerinin derinliklerinde kaybolmuş durumda. Nasıl mı? 1998 yılında yapılan bir envanter çalışmasında, 2.147 levha kayıtlıydı — ancak 2023 itibarıyla sadece 268’i dijitalleştirilmiş. Aberdeen Üniversitesi’nde görevli tarihçi Dr. Elif Demir, bu konuda oldukça endişeli:
🗣️ “Bu koleksiyonlar, sadece Aberdeen’in geçmişine değil, İskoçya’nın endüstriyel devrimindeki rolüne de ışık tutuyor. Dijitalleştirilmemeleri, onların varlığının neredeyse unutulmasına neden oluyor. Üstelik, bu levhaların birçoğu, o dönemde kullanılan kimyasal maddelerin izlerini taşıyor — koruma süreci de oldukça maliyetli ve karmaşık.” — Dr. Elif Demir, Aberdeen Üniversitesi Tarih Bölümü, 2024
Dr. Demir’in bahsettiği koruma sorunları aslında Aberdeen’in müzelerinin en büyük handikaplarından biri.Marischal Müzesi’nin bodrum katında sıkışmış 278 sandık dolusu cam levha var — ve bunların hiçbiri restore edilmiş değil. Birçoğu 1970’lerdeki sel felaketinden kurtarılan bu levhalar, şimdi neme ve ışığa maruz kalmış durumda. Peki, buradaki mirası kurtarmak için neler yapılabilir? Bakın, bence en acil adımlar şunlar:
- ✅ Acil dijitalleştirme projesi: 2025 yılına kadar ilk 500 levhanın taranıp çevrimiçi erişime açılması gerekiyor. Bu, hem araştırmacılar hem de yerel halk için devrim niteliğinde olur.
- ⚡ Koruma laboratuvarı kurulması: Üniversite ile iş birliği içinde, restore edilmiş bir oda tesis edilmesi — bu, hem cam levhalar hem de diğer hassas eserler için çözüm olabilir.
- 💡 Halk katılımı programı: Gönüllülerden oluşan bir arşiv timi oluşturmak ve onların liderliğinde kurtarma çalışmalarına destek sağlamak. Aberdeen’in geçmişine sahip çıkma konusunda en etkili yollardan biri bu.
- 🔑 Yerel şirketlerle sponsorluk: Aberdeen’in enerji geçişinde öncü olduğunu hepimiz biliyoruz — mesela, enerji devriminin geleceği hakkında yapılan araştırmalar gibi, bu müzelerin de kurtarılması için kaynak yaratılabilir.
Ancak, Marischal Müzesi’nin sorunları sadece cam levhalarla sınırlı değil. Bir de 19. yüzyıldan kalma Aberdeen Graniti’nin yer aldığı koleksiyon var — ki bu koleksiyon, şehirde kullanılan granitin %82’sinin kaynağını temsil ediyor. Bu taşlar, ABD’deki Bostan’dan Afrika’nın bazı bölgelerine kadar dünya çapında yapıların inşasında kullanılmış. Aberdeen Üniversitesi’nden mimarlık tarihçisi Thomas Boyd, bu koleksiyonun önemini şöyle anlatıyor:
🗣️ “Bu granitler, sadece birer taş parçası değil — Aberdeen’in ekonomik ve kültürel kimliğinin ta kendisi. 1800’lerin ortalarında, Aberdeen’in limanından çıkarılan bu granit, şehrin imajını yurtdışında bile tanınır hale getirdi. Ne yazık ki, şimdi sadece birkaç parçasının restore edilmiş olduğunu görüyoruz.”— Thomas Boyd, Aberdeen Üniversitesi, 2024
Thomas’ın bahsettiği gibi, granit koleksiyonu neredeyse tamamen ihmal edilmiş durumda. 2023 yılında yapılan bir incelemede, 87 granit parçası kayıtlıyken, sadece 12’si halka açık sergileniyor. Geri kalanlar ise müzenin deposunda, toz ve nem içinde bekliyor. Peki, bu mirası kurtarmak için neler yapılabilir? Bakın, bence en etkili stratejiler şunlar olabilir:
Aberdeen Graniti’nin kurtarılması için önerilen adımlar
| Adım | Açıklama | Zaman Çizelgesi |
|---|---|---|
| Dijital envanter | Tüm granit parçalarının 3D taraması ve dijital arşivlenmesi — bu, hem restorasyonu kolaylaştırır hem de araştırmacılara kolay erişim sağlar. | 2024-2025 |
| Restorasyon laboratuvarı | Aberdeen’in sanayi mirasını korumaya yönelik özel bir atölye kurulması — bu, hem granitlerin hem de diğer eserlerin kurtarılmasına katkı sağlar. | 2025-2026 |
| Halka açık sergiler | Daha fazla granit parçasının müzelerde sergilenmesi — bu, yerel halkın ve turistlerin ilgisini çekecektir. | 2026 ve sonrası |
Ancak, ne yazık ki Aberdeen’in müzeleri sadece kayıp koleksiyonlarla değil, aynı zamanda finansman sıkıntısıyla da boğuşuyor. 2023 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Aberdeen’in müzelerine ayrılan bütçe, son beş yılda %37 oranında azaldı. Bu da demek oluyor ki, dijitalleştirme ve restorasyon projeleri için yeterli kaynak bulunamamakta. Aberdeen’de yaşayan ve yerel tarihe gönül vermiş bir grup aktivist, bu konuda bir sivil girişim başlattı. Aktivistlerden biri olan Morag MacLeod, benimle konuştuğunda oldukça karamsar bir tablo çizdi:
🗣️ “Aberdeen’in müzeleri, şehrin geçmişinin korunmasında son derece önemli yerler — ama eğer biz şimdi harekete geçmezsek, gelecek nesiller bu kültürel mirası göremeyecek. Bütçe kesintileri nedeniyle birçok proje askıya alındı, hatta bazı eserler restore edilemiyor bile.”— Morag MacLeod, Aberdeen Kültürel Miras Girişimi, 2024
Morag’ın bahsettiği sorunlar aslında Aberdeen’in müzeleri için sadece bir başlangıç. Marischal Müzesi’nin yanı sıra, Aberdeen Sanat Galerisi ve King’s Müzesi de benzer sıkıntılarla karşı karşıya. Peki, Aberdeen’in geleceğini şekillendirecek bu müzelerin kurtarılması için neler yapılabilir? İşte benim önerilerim:
- Yerel yönetimin ve üniversitenin iş birliği: Aberdeen Üniversitesi ve şehir yönetimi arasında ortak bir fon oluşturmak ve bu fonla müze projelerine destek sağlamak.
- Halkın katılımı: Gönüllü koruma programları ve bağış kampanyaları düzenlemek — Aberdeen halkının bu mirasa sahip çıkması gerekiyor.
- Devlet ve özel sektör destekleri: İskoçya hükümeti ve yerel şirketlerle iş birliği içinde, müzelerin kurtarılmasına yönelik projeler geliştirmek — bu, Aberdeen’in turizm ve ekonomi potansiyelini artıracaktır.
- Uluslararası iş birlikleri: Diğer ülkelerdeki müzelerle ortak projeler oluşturarak, Aberdeen’in kültürel mirasının dünya çapında tanıtılmasını sağlamak.
💡 Pro Tip: Aberdeen’in müzelerinin kurtarılması için en etkili yollardan biri, yerel halkın katılımını sağlamak. Mesela, her mahallede bir “geçmiş koruma timi” oluşturmak ve bu ekiplerin liderliğinde restore çalışmalarına destek vermek. Bu şekilde, hem Aberdeen’in geçmişi korunmuş olur hem de topluluklar güçlenir.
Sonunda patlayacak bir nefes: Aberdeen’in festival ve törenlerinde yaşayan ruh
Geçen yıl Ekim ayında, Aberdeen’in en kalabalık caddelerinden Union Street’teki bir grup müzisyenin kurduğu geçici sahne, şehrin o zamana kadar gördüğü en sıra dışı festival performanslarından birine ev sahipliği yaptı. Aberdeen Soundwave Festivali’nin üçüncü yılında, yerel grup Highland Echoes’ın lideri Mehmet Demir’in (42) elinde tuttuğu akustik gitar, şehrin 300 yıllık granit binalarının arasında öyle bir ses çıkardı ki — insanlar durdu, fotoğraf makineleri flaşlarını yakmaya başladı. Mehmeet bana o anı anlatırken kollarını iki yana açtı:
“İnsanlar akıllarına gelmeyen yerlerde duraklıyordu. Bir bakkalın vitrininde, bir bankta, hatta bir itfaiye aracının arkasında. O kadar doğal bir şey gibiydi ki — festival denen şey aslında hepimizin içinde zaten var olan bir şeyi dışarı çıkarmakmış gibi.”
O akşamdan bu yana aklımdan çıkmayan bir cümle var: Aberdeen’in festival ruhu, aslında şehirle bütünleşmiş bir nefes gibi.
Festivallerin arka planı: Para da mı gerekli?
Tabii ki bu nefesi doyurabilmek için bir miktar kaynak lazım — ama burada Aberdeen’de Eğitim Finansmanı hikayelerini de hatırlatmalıyım. Bakın, ben de yıllar önce bir festival organizasyonunda gönüllüydüm — o zamanlar bütçeyle ilgili en ufak bir fikrim bile yoktu. Bugün, Soundwave’dan Harbour Festivali’ne kadar birçok organizatörün iyi niyetle yaptığı şeyleri izlerken aklıma hep şu soru geliyor: Acaba bu kültürel patlamaları desteklemek için profesyonel finansman ne kadar önemli?
Geçtiğimiz ay yapılan bir araştırmada, Aberdeen’de yerel festvallerin %62’sinin yıllık bütçesinin 50.000 ila 250.000 sterlin arasında değiştiği ortaya çıktı. İçinde bulunmaz bir gerçek var: Bu paranın %38’i yerel işletmelerden sponsorluk gelirken, sadece %12’si — evet, sadece %12’si — hükümet ve belediye destekleriyle karşılanıyor. Yani aslında hepimiz bu patlamaya bir şekilde katkıda bulunuyoruz — ister sponsor olarak, ister katılımcı olarak.
John MacLeod (58), Aberdeen’in en eski haber dergisi The Granite Echo’nun editörü, festival finansmanındaki bu dengesizliği yıllardır takip ediyor. Bana geçen hafta şöyle dedi:
“1998’de ilk kez Aberdeen Harbour Festivali yapıldığında, neredeyse tüm masraflar belediye tarafından karşılanıyordu. Şimdi? Bir kere bile geçen sene bütçenin yarıya yakını özel sponsorlardan geldi. Yani demek ki festival denen şey artık sadece ‘şehirde neler olduğunu göstermek’ değil — aynı zamanda bir yatırım aracı haline geldi.”
Yani buradan çıkarabileceğimiz en önemli ders — bu festivaller sadece renkli flaşların peşinde koşan organizasyonlar değil, aynı zamanda şehrin ekonomik dokusunu da besliyorlar. Yiyecek tezgahlarından canlı müzik alanına kadar her şey yerel esnafı destekliyor. Hatta bazı durumlarda, örneğin geçen yılki Aberdeen Jazz Fest, 3 gün içinde 870.000 sterlinlik bir ekonomik etki yarattı — ki bu Aberdeen’deki bir orta ölçekli şirketin yıllık cirosuna denk.
💡 Pro Tip:
Eğer siz de bir festivale katılmak istiyorsanız, en kaliteli deneyim için sadece bilet satın almakla kalmayın — yakındaki Aberdeen arts and music news sayfalarını takip edin. Burada hangi grupların sahne alacağını, hangi yerel esnafın katılacağını, hatta hangi sokakların kapanacağını bile öğrenebilirsiniz. Geçen yıl Jazz Fest sırasında, en iyi hamburgerleri Union Street’in kuzey ucundakiGranite Grill’da bulmuştum — ve inanın, o kadar popülerdi ki saat 16:00’ya kadar kuyrukta beklemiştik!
Konu törenlere gelince, Aberdeen’in en sıra dışı geleneklerinden biri hiç şüphesiz Up Helly Aa — Viking ateşleriyle, yerel şiirlerle ve binlerce katılımcıyla adeta bir teatral patlama. Geçen Ocak ayında katıldım — o kuru soğuğa, o ateşin kokusuna, yüzlerce şamdanın eşliğinde dalgalanan Viking bayraklarına rağmen aklımda sadece bir şey kaldı: İnsanların bu törende ifade ettiği kolektif kimlik duygusu.
Amy Ferguson (29), Up Helly Aa komitesinin gönüllülerinden, burnu kızarana kadar soğukta duran onlarca katılımcıyı organize etmekle görevli. Bana o geceyi anlatırken gülümsedi:
“Burnumu artık hissetmiyordum — o kadar yoğun bir şey ki. 1.000’in üzerinde insan ‘Shetland’ın ruhunu’ temsil ediyor, meşalelerle yürüyor. Ve en önemlisi, hiçbiri profesyonel değil. Herkes sadece ‘biz Aberdeenliyiz’ diye haykırıyor.”
Bu tören aslında şehirdeki kültürel dokunun ne kadar dayanıklı olduğunu gösteriyor — Viking geleneğinden bu yana 150 yıldır değişmeden süren bir ritüel. Aberdeen’in zor zamanlarında bile — mesela 2020’de pandemi nedeniyle dijital olarak yapılmıştı — insanlar bir şekilde bu ateşi canlı tutmayı başardılar. Bu da bana hep şehirdeki kültürel dayanıklılığın aslında bireysel sorumluluktan geçtiğini hatırlatıyor.
Sırada ne var?
Aberdeen’in festival ve tören takvimi 2024’te iyice dolu. Mayıs ayında May Fest, haziran ayında Harbour Festival, eylül ayında tekrar Jazz Fest — her biri farklı bir yüzünü gösteriyor. Ama benim favorim, ağustos ayında yapılacakSandfest — sahilde kumdan heykellerin yapıldığı, yerel sanatçıların yarıştığı bir festival. Geçen sene bir çocuk, annesinin yardımıyla yaptığı 8 metrelik bir balinayı görmüştüm — o an anladım ki Aberdeen’in festival ruhu sadece organize edilen olaylarda değil, bireylerin kendi hikayelerini anlattığı her saniyede de var.
Ama bir uyarım var: Bu festivallere katılmak istiyorsanız, biletleri erkenden alın — geçen yıl Sandfest’e 2.140 kişi katılmıştı ve organizatörler kapanış saatinde 500 kişilik kuyruk oluşunca acil olarak yer ayarlamak zorunda kalmışlardı. Yani bu bir şehir nefesi — ama bazen nefes almak için alanın olması şart.
- ✅ Biletleri erkenden alın — erken kuşun festivali kapması işten değil.
- ⚡ Yerel esnafa destek olun — tezgahlarda yerel ürünler arayın, paranızın şehirde kalmasına yardımcı olun.
- 💡 Gönüllü olun — birçok festivalin en büyük ihtiyacı eller. Sadece 3 saat ayırın, kim bilir kaç anıya şahit olacaksınız.
- 🔑 Sosyal medyada paylaşın — ama sadece fotoğraf değil, hikayelerini de anlatın. Aberdeen’in ruhunu yaymak için en güçlü araç bu.
- 📌 Ulaşım planını önceden yapın — birçok festivalde ulaşım planı festivalden birkaç gün önce ilan ediliyor. Park sıkıntısı olabiliyor.
Son olarak, ben de sizinle aynı şeyi hissediyorum — Aberdeen’in festival ve törenlerinde yaşayan ruh, aslında hepimizin içinde zaten var olan bir şeyi dışarı çıkarıyor. Ve bakın, ben 20 yıldır bu şehirde yaşıyorum — ama o gece Union Street’teki akustik gitarın sesini hala duyabiliyorum. Evet, sonunda patlayacak bir nefes bu.
Ve bitti… ya da başladı mı?
Aberdeen denen bu kasvetli ama bir o kadar da coşkulu şehri dolaşırken — yolunuzda kaçırılmayacak şeyler var: 1987’de The Tunnels’in o daracık sahnesinde Alastair McDonald’un elinde tek bir mikrofonla anlattığı hikâyelerden, geçen yaz Marischal Caddesi’nin kaldırım taşlarında ayaklarımızın altında ezilen 214 yıllık granitin ezber bozan titreşimlerine kadar.
Evet, Aberdeen’in kültürü dediğimiz şey aslında bir yaşayan nefes — bazen fırtına gibi sert, bazen sabahın erken hoursında limanın hışırtısı gibi yumuşak. Sadece bakmak yetmiyor, dokunmak, dinlemek, hatta bazen de kaybetmek gerekiyor. Geçen kasım, Gordon Highlanders Müzesi’nde gördüğüm 19. yüzyıl paltolu bir asker fotoğrafının bana fısıldadığına eminim: “Günümüzde de birileri seni hatırlıyor.”
Bu şehri — hiçbir ilan panosuna takılıp kalmadan, sadece yolunuzun üstündeki o kuytu meyhanede, o kokuşmuş müze köşesinde, o sokak sanatçısının ıslanmış fırçasında bulabilirsiniz. Sonra da sorun kendinize: Ben bu seslere, renklere ne kadar dokundum?
Belki de en unutulmaz anlar, planladığınız şeylerden başka yerlerde gizleniyor. O yüzden — biraz boş olun. Aberdeen’de.
Aberdeen arts and music news’e abone olun, çünkü bu şehirden daha bitecek hikâye yok.
Bu yazı, niş konular hakkında okumaya çok fazla zaman harcayan biri tarafından kaleme alınmıştır.
















